Wednesday, 13 June 2018

44. Mutlulukla duyuruyorum, 'Mucizeye yolculuk' evini buldu



Burada yazdıklarım için kalbim dışında bir kaynak gösteremem. Siz de gönlünüzden geçtiğini kadarını alın.



Mucizeler her an gerçek oluyor.

Aradığımız hakikat varlığın ve ruhun özüdür, Yaradandır. Yaradan sonsuz aşktır, sonsuz şifa, sonsuz bolluk, sonsuz berekettir. İnsan arayış yönünü içine çevirdikçe hakikatine yaklaşır. Yaklaştıkça bedeninde ve daha üst bilinç depolarında sakladığı inanç ve öğrenilmiş bilgileri  ve ilgili duygularını serbest bırakır. Bıraktıkça hafifleşir, hafifleştikçe özüne yaklaşır, özüne yaklaştıkça aşk olur, şifa olur, bolluk olur, bereket olur. Artık kendi aklı ve duygularını başkalarının aklı ve duygularıyla karıştırmayacak kadar kendi kutsallığını tanımış olan insan için imkansızlıklar ortadan kalkmaya başlar.

Hakikate bir nebze olsun yaklaşan bu insan-ruhlar artık bütünün bir parçası olduklarını bilir ve bütünün hayrına faydalar doğurmaya yönelirler. İmkansızlıklara olan inançları eridikçe, daha büyük hizmetlerde bulunma arzusu duyar, niyet eder, harekete geçer ve faydaları doğururlar.

Bütüne faydalar doğurabileceğimiz yol sonsuzluk gibidir. Yaradana yaklaştıkça yol uzar. Çünkü ona ulaşmak imkansızdır. O sonsuzdur. Hizmet yolu sonsuz uzundur. Ama açık bir kalbin an’ı dinleyişinde, bu beden, bu zihin, bu ruh, bu dünya, tüm varlıklar, tüm ışık ve karanlıklar hemen şimdi ve burada, birdir ve Tanrıdır ve aranacak,yürünecek hiç bir yol da yoktur.

Ahhh hepimizin yolu bütüne, birliğe hizmet yolu olsun ve öyledir şükürler olsun.
Sonsuzluk kadar yaşlı olan biz insan-ruhlar bu sonsuz hizmet yolunun, sonsuzluk kadar başındayız. Bu fiziksel dünyada doğurabileceğimiz görünür faydalar o sonsuz hizmet yolunun içindeki sonsuzca minik kırıntılar.  Ancak evrende doğurdukları domino etkisi bu sonsuzca küçük aklımızın alamayacağı kadar sonsuzca büyük. Ahhhhh yine sözlerin kifayetsiz olduğu bir noktadayım, çok şükür. Sözlerle varamayacağımız o sonsuzluğu sezgilerinize bırakıyorum.
Bu yazımda bahsetmek istediğim konuların önce özüne değinmek istedim. 

Bunları yazmam ondan oldu.

Hayatımın kendimi en kaybolmuş hissettiğim senesinde, 2011’de Yaradana seslenip sordum:

“Ben kimim?”
“Hayatın amacı ne?”
“Dünyaya ve insanlığa verebileceğim güzel bir hediyem var mı?”
“Varsa nedir, nasıl bulurum, nasıl bilirim?”

İç sesim dedi ki, yaşaman yeterli Gökhan; nefes alıp veriyor olman yeterli. Teslim ol da öyle yaşa. Teslim ol da öyle yürü. Biliverdim ki, benim aklımın ötesinden gelen, niyetimin karşılığı bir yol var kendi kendini açan. Tüm yapmam gereken o yola güvenmem, teslim olmam.

O yol uçurumun kenarında durmamı, oradan aşağıya atlamamı gerektirdi bazen.
O noktada, Yuuka ile birbirimizi Hindistan’da bulduk, diplomalarımı ve kaptanlık belgelerimi ateşe atıp yaktım. Yeni ve hiç bilmediğim bir hayata doğru, cebimde 50 dolar para ile yürüyüp Japonya’ya gittim. İnsan dönüşürken ayakları yere basmayabiliyor ve bu durum sevdiklerini, biricik ailesini incitebiliyor. Ama üstüne çıktığım yol da onu gerektiriyordu. Canlarım, ailem, çok incindi. Ben de kalbi yaralı kaldım. Ne yapabilirdim. Yol güven ve teslim ol diyor, çok güçlü bir girdap gibi çekiyordu. (Şimdi çok şükür, ailem beni ben ailemi anladık)

Yuukam acılarımı, ağırlıklarımı ve ayaklarımın yere basmayışını şefkatle kabul edip sabırla izledi. Yol git gide daha hızlı aktı. Ruhani öğretmenler çıka geldi. Duymaya hasret olduğum hakikatten bahsettiler. Kimbilir kaç geçmiş yaşam boyu aramıştım ve yine arayış yoluna dönmekteydim. İhtiyaç duyduğum bütün hatırlatıcılar etrafıma üşüştüler. 1 sene içinde kendini tanıyamayacak kadar değişmiş ve dönüşmüştüm. Daha doğrusu kendini bilir olmuştum.

Çok sık sorar oldum:

“Bütünün en yüksek hayrına ne yapmamı istiyorsun?

O hep, nefes al ve yaşa, dedi. Güven ve teslim ol, dedi. “Niyetin yolunu açıyor.”
Yol kendi kendini açtı. Aramıza Maya’da katıldı. Anne, baba ve çocuk olarak yollarımızın birbirine eridiğini, bizi aynı yöne doğru elele götürdüğünü hissettik. Sonra bir vakit kalbimize büyük bir arzu doğdu. O arzu gelecekte zaten varolan bir olay’a duyduğumuz özlemdi belki. Sanki geleceği sezdiren bir dejavu’ydu. İnsanların sevgi merkezli bir topluluk olarak birlikte yaşayacağı, paylaşacağı, üreteceği, hepsinden önce ruhlarıyla bilinçli bir bağlantıda yaşayacağı, doğanın içinde yüksek enerjili bir alan kurmak, tutmak, orada olmak... Öyle ki oraya ışık dolsun dolsun taşsın, yayılsın tüm dünyaya.

İyi ama nasıl yapacağız? Bizler zengin insanlar değiliz. Ev nasıl yapılır bilmeyiz.
Velhasıl insanoğluna mahsus o imkansızlık düşüncülerine çok kısa bir an için kapıldık.

Sonra ruh yine dedi ki, nefes al, yaşa, güven teslim ol! Hepsi bu. Arzunuz gerçekleşti bile.

O toprakları bulma arzusuyla, Türkiye, Japonya, Tayland, Kamboçya, Malezya, Endonezya, Brezilya, Bolivya, Peru, Meksika, Amerika, Hawaii’yi yürüdük. Hem de her defasında elimize evren tarafından tutuşturulmuş ufak birikimlerle..

Yolculuklarımız bizi hayalini kurduğumuz o gelecek anıya doğru yaklaştırırken evirdi, çevirdi, yoğurdu.  Aradığımız anının gelecekten olduğu kadar geçmişten geldiğini sezer olduk. Kadim bir geçmişten gelen, çok özlediğimiz birlik ve beraberlik dolu bir toplum yaşamıydı o. O yalnız bizim değil tüm insanlığın uyanmakta olan bir özlemiydi.

Geçmişten, gelecekten ve özden gelen sinyallerin etkisi altında, yola güvenip teslim olarak yürümeye devam ettik. Kalbe doğanları paylaşmak yolun gereği oldu. Bütünün hayrına paylaşarak yürüdük.

Geçen sene ki Peru Yolculuğumuzda Kutsal Vadi’nin Calca kasabasında, Vamoss evini bulduk. Sanki hayalimizdeki o alanın daha ufak bir modeliydi. Evin kurucu babası olan Arda orada değildi. Hem de belki bir kaç aydır yoktu. Ama ev kendi kendini sürdürüyordu. Kimi parasıyla, kimi gönüllü çalışmasıyla, birlikte, alışveriş edip, birlikte yemek yapıp yiyerek, birbirlerine sevgi dolu yoldaşlık ederek Vamoss’u canlı tutuyorlardı. Ve duymuştum ki bu ev hep böyleydi. Gezginler dinleniyordu, ruhani arayıştakiler inziva yaşıyordu, herkes kutsal vadinin yüksek enerjisinden şifalanıyor, ilhamlar alıyordu. 2 hafta diye gelenler aylarca kalıyordu. Bu birlik ve beraberlik alanını kuran Arda’yla yüzyüze tanışamadan, hayranlık ve şükran duygularıyla ayrılmıştık. Ayrılırken zorlanmış ve Kutsal vadi’nin bizi kuvvetle tuttuğunu, gelecekte burada yaşayacağımızı sezmiştik. Japonya’ya döndüğümüzde Kutsal Vadi’ye temelli taşınmak üzere karar aldık.

Yola güvenmek ve teslim olmak giderek kolaylaşıyordu. Sanki 2 sokak ötede bir yere taşınacaktık. Peru’ya taşınmak üzere uçak biletlerimizi aldık. Sonrasını biliyorsunuz.(Önceki blog yazılarından; Hawaii ve Shasta yolculukları)

 Arda’nın kulağımıza, ‘ilgileneceğinizi düşündüğüm bir promiz var’ demesinden 2 ay sonra Vamoss’un varendasında oturuyorduk. O’nun çok içten ve sevgi dolu enerjisini duyumsayarak, gözündeki parıltıyı görerek bizim hayalini kurduğumuz o birlik ve beraberlik alanını kurmak için tuttuğu niyeti ve attığı gerçek adımları içimiz kıpır kıpır olarak dinledik.

Sonra da gökyüzünde bir çift gökkuşağı belirdi. Hepimiz ayağa kalkıp büyülenmiş gibi gülümseyerek izledik. Birbirimize bakıp bakıp yaşlı gözlerle işte bu, işte bu dedik.

Arda ve Vamos’la böyle buluştuk.

Bir de Arda’ya sarıldık ki, onun o hakiki sarılışı bir onaylama oldu bize.  Biz geldik dedik ve hoşgeldiniz dedi.

Bizi karşılamayı çabucak bitiren ev halkı (Vamos ekibi)  uzun yemek masanın etrafında hummalı bir çalışmaya geri dönmüşlerdi. Hepsinin önünde bilgisayarlar vardı. Olayın büyüklüğünü kavramak bir kaç günümü aldı doğrusu.

Kendi varlığını, üreterek ve paylaşarak sürdürecek bu yaşam alanını insanlığın birlikte yaratması için toplu fonlamaya sunacaklardı (Toplu fonlama, bir amaca inanan , güvenen insanların maddi ve manevi yardımlarıyla onun gerçekleşmesine yardımcı olmaları olarak açıklanabilir.) Toplu fonlamaların gerçekleşmesine hizmet eden şirketlerden biri olan İndiegogo’ ya kaydolmuşlar.

Toplu fonlama fikri henüz ortaya doğmamışken, 3 ay kadar evvel Arda Kutsal Vadi’yi iyice yürümüş, dolaşmış ve Vamoss’un büyüme ihtiyacına cevap olabilecek toprakları aramış. Sonunda 4.4 dönüm büyüklüğünde 3 terastan oluşan, her katı kendine has karakteri olan, beklentilerin ve umutların ötesinde bir yer bulmuş. Toprakta yürürken, güzel bile diyememiş. Sonra getirdiği insanlar da güzel diyememiş. Sadece hayranlık içinde bakakalmışlar.

Tezi tezine bizi de götürdüler ve bu anlatılanı bizzat yaşadık. Dağ yamaçlarının arasında, dibinden dağın ve suyun ruhunu taşıyan bir nehir akıyor. Çevreleyen bitki örtüsü, kaktüsler, koca bir gül ağacı ve ağaçlar alanı tutuyorlar; etrafında hiç bir yerleşim yeri yok ve çevre tarlalardan zaman zaman duyulabilecek traktör sesi dışında çok sessiz. Ikinci ve 3. Kat arasında ise yerin kalbi var. Orası hiç dokunulmayacak, hep öyle bırakılacak bir alan. O alanın ortasında İnka’ların kutsal saydığı bir ağaç var. Yolcuların koruyucusuymuş lakabı. Orada durduk ve yerin şifasını dinledik. Gelecekte kurulacak çemberleri ve yapılacak dua-meditasyon seremonilerini hayal ettim. Her şeyin bir merkezi var. Bu toprağın merkezi ve kalbi de bu özel alan. Nehrin soğuk sularından içtik.

1. terasta yolcuların, gönüllülerin ve dinginlik arayanların kalacağı, ortak alana da sahip 2 büyük evi olacak. 2. terasta kendi toprağını satın alacak kişilerein kuracağı 4 ekolojik ev olacak. Orada dururken Yuuka’yla göz göze geldik. Ikimiz de kendi evimizi ellerimizle yaratacağımız o günü hayal ettik. Yine bu terasta ruhani çalışmalara ayrılmış kapalı dairesel bir alan ve şifa banyosu-meditasyon alanı olacak. 3. Katta inziva için gelenlerin kalabaliceği 6 tane ekolojik evcik olacak.

Bütün alanı yürüdük ve ağaçların gölgesinde yine Arda’yla buluşup göz göze geldik. Söze gerek yoktu. Eve döndüğümüzde de “Arda, biz varız ve bu alanın içindeki evimizi kendi ellerimizle yapacağımız toprağı satın almak istiyoruz” dedik. Böylece bu büyük oluşumun ilk destekçisi, biz olmuş olduk. Öyle kısmet edilmiş.

Ruh demişti ki, nefes al, yaşa, güven, teslim ol.

Hep güvendik, hep teslim olduk ve yol sonunda bizi buraya, en büyük hayalimize getirdi.

Ruh belli ki kardeşim Arda’ya da aynı şeyleri söylemiş.

O da nefes almış, teslim olmuş ve sonunda buraya varmış.

İlahi plan yollarımızı buluşturmuş, kavuşturmuş.

İkimizin de 24 eylül’de doğmuş olması ve dünyanın farklı yerlerinden alınmış aynı mor çorapları giyiyor olmamızdan başka daha derin ortak noktalarımız olduğunu, bir ruh kardeşimle kavuştuğumu hissediyorum. Birbirimize sarıldığımızda, birlikte seslice "tümün hayrına” dediğimizde doluyoruz, yükseliyoruz, gözlerimiz yaşarıyor.

Şimdi bu projeyi iyi niyetten, fiziksel eyleme dönüştüren o çok güçlü ve güzel aileden (ekipten) bahsetmek istiyorum.

Hiç biri Arda’nın seslenmesiyle gelmemiş. Kader ağı öyle kurlmuş ki, bizim gibi kendi kendilerine gelmiş ve adeta “AA, burada gerçekleşecek bir hayal mi var? Ben de varım” demişler.

Soner demiş ki ben mimari çizimleri yaparım. Ülgen demiş ki ben web sitesini  hazırlar tanıtım videosunun editörlüğünü yaparım. Mahmut demiş ki, Vamoss’un gelmiş geçmiş bütün video ve fotoğraf arşivini düzenler projeye gerektiği gibi akıtır gerekli video ve fotoğrafları çekerim; Yeşim demiş ki ben bütün sosyal medya iletişim ve tanıtım sürecini yürütürüm. Böylece projenin omurgasını oluşturan farklı profesyonel iş alanlarından gelen bu insanlar gece gündüz çalışacakları 3 ay süren gönüllü bir çalışmaya soyunmuşlar. Daha da aylarca sürecektir… Bu süreç içinde evde kalmış ve hala kalmakta olan Feyza İngilizce çevirilerde yardımcı olmuş, Meltem pazar alışverişi, mutfak, temizlik gibi hayati işlere yardımcı olmuş. Tabii Arda ekip olarak 6 sene boyunca Vamoss’a gelmiş, her türlü katkılarda bulunmuş ve kalbine dokunmuş her kese teşekkür ediyor ve onları da hayali gerçekleştiren ekip olarak görüyor. Yani ekip çok büyük, çember çok geniş. Biz proje sizlere duyurulmadan 1 hafta önce vardık eve. Öyle kısmet oldu ki tanıtım videosunun ana metni olması için ruhun kanallığında bir yazı yazdım. Ufak yazı ve çeviri işlerine katıldım. Maya, masanın bir o köşesinde bir bu köşesinde, ailenin her ferdiyle ayrı ayrı iletişim kurup oyunlar oynayıp onları yoğun iş temposundan çıkardı. Yuuka ile biri toprağın kalbinde diğeri vamoss evinde iki dua-niyet-ruh bağlantısı sesli seremonisi yaptık. Ailece çember olup oturduk. Toprağın kalbine kristaller, taşlar, tohumlar, bıraktık hediye olarak. Böylece ailenin büyük emeklerine son anda bu şekilde dahil olmuş olduk.  Her birine teker teker sarıldık. Hepsinin gönlündeki saf niyeti ve koşulsuz sevgiyi ve vericiliği sezdik. Aile sıcacık. Aile can. İşin en yoğun anında dahi masanın bir köşesinden bir espiri patlıyor ve herkes kahkahalarla gülüyor. Ülgen ve Yeşimin karşılklı atışan Cenk ve Erdem(bilmeyenler için; 90ların unutulmaz radyo-standup showmanleri) tarzında mizah anlayışları var. Kopma çoğunlukla onların espirileriyle başlıyor. Mahmut koca bir adam ama güzel bir çocuk aynı zamanda. Hem de annelere mahsus bir sunuculuğu var. Öyle bir yemek yapıyor ki.. Basit bir makarna mantı gibi oluyor. Soner özgürlüğün anlamını arayan kuşlar gibi bir ruh. Flüt üfleyip havayı dinliyor bazen. Çok büyük inşaat projelerinden geldiğini tahmin edemezsiniz. Herkes gibi o da derin ve mütavazi.Feyza gitari eline alıp ilaç değerinde şarkılar söylüyor. Meltem size kek yaptım deyiveriyor. Nefs, Şems ve Bole Vamoss Evinin köpek ailesi, İnti kedisi. Gece şömine de ateş yakılıyor. Çalışmalar sabah saatlerine kadar sürüyor.  
  
Şimdi hep beraber, insanlığın en derin bir özlemini gidermek, en güzel bir hayalini gerçekleştirmek için çalışıyoruz. Bunun için aktif olarak faaliyet gösteren, dünyanın her yerine serpiştirilmiş o çemberlerden biriyiz. Hepimiz  çok mutluyuz. Sizlere bu mutlu haberi duyurmak mutluluğumu şimdi kat be kat arttırıyor.


Bu mutluluğu, bu heyecanı, bu tutkuyu, bu niyeti bizlerle paylaşması, birlikte harekete geçmesi için insanlığa çağrıda bulunuyoruz. Sizlere sesleniyoruz. Dünyanın ve insanlığın dönüşümüne fayda getirmeye, destekemeye niyetli, kadim zamanların ve barış dolu geleceğin özleminden doğan bu oluşumu birlikte oluşturmaya davet ediyoruz.                        

Sizlere bu noktada, “Getting Grounded in sacred Valley!” ismiyle İndiegogo Toplu fonlama sayfasındaki linkimizi vereceğim. Orada konuyla ilgili özete, resimlere, planlara ve tüm detayların yer aldığı sunumlara ulaşacaksınız.


Projenin Türkçe ismi : "Kutsal Vadi’de Topraklanıyoruz."

Bu yaşam alanı yalnızca Türkler için değil. O dünyanın her hangi bir yerinden gelip bu birlik frekansıyla uyumlanabilecek her kes için. Biliyorum ki varolan büyük talebi karşılayamayacak kadar küçüktür 4.4 dönüm yer. Ancak bu bir başlangıçtır; öyle olsun.

Tanıtım videosunu zaten indiegogo sayfasını açtığınızda izleyeceksinizdir. Olsun, bir kere de buradan vermek istiyorum.


Birkere de kampanya sayfasında ve ya youtube sayfasında büyük ekranda izlemenizi tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=-Sj8nkN4Kek

Sizlere bu güne kadar yazdığım 44 blog yazısı ile hiç bu kadar kuvvetli fizikselliği de olan bir konudan bahsetmedim.  Onun için bir taraftan tuhafıma da geliyor. Ancak biliyorum ki tüm iyi niyetlerin ve duaların gerçeğe dönüşebilmesi için fiziksel eylemimiz şart. Onun gerekliliğiyle yazdıklarımı yazdım.

Bize verebileceğin en güzel destek edeceğin saf duandır.

Sonra;

Bu indiegogo kampanyasının ilk hafta içinde internet trafiği yaratması, onun dünyaya açılması açısından çok önemli. Ne kadar çok insan ilk hafta içinde bağışta bulunursa, ne kadar çok paylaşılır ve konuşulursa, İndiegogo şirketi kampanyayı o kadar ön plana getirir ve dünyanın her tarafında görünür kılar. Onun için bir destekte bulunmaya karar verdiyseniz ve bunun ne olacağını henüz bilmiyorsanız bile, hiç değilse 5 dolar yatırarak bu trafiğin yaratılmasına yardımcı olabilirsiniz. Tabii ki gönlünüzden geldiği kadar yardımda bulunabilir ve bu yardımlar için düşünülmüş hediye paketlerinden de alabilirsiniz.
İndiegogo sayfasının İngilizce altyapısı ile hoşlaşmıyorsanız, bağışta bulunmakta zorlanıyorsanız, bize info@vamoss.pe emailinden ulaşıp toplu fonlamanın iban numarasını isteyebilirsiniz.

Sağ köşedeki kırmızı renkli ‘Back it’ tuşuna tıklamanız sizi önce bir ara sayfaya çıkaracak. O sayfada soldaki Donation Amount yazan kutuya bağış miktarını yazıp yanındaki ‘continue’ tuşuna basmanız, dilediğiniz miktarda bağış yapabileceğiniz kredi kartı sayfasına yönlendirecektir.

Ya da ‘select a perk’ ile Vamoss’un hediye paketlerinden birini bağış yaparak alabilirsiniz.

Kampanya 40 gün sürecek. Geriye 39 gün kaldı. Bu süreç içinde aklınıza düştükçe paylaşmanızı ve hayalimizi uzaklarda ki insanların da gözüne, kulağına, ruhuna ulaştırmanızı rica ederim.  

Tüm emeklerimiz, bütünün en yüksek hayrına olsun
Ve öyledir şükürler olsun

Aşkla

Aile

Arda

Mahmut

Soner

                                  Ülgen                                          Yeşim





Thursday, 7 June 2018

43.İlahi işaretlerle dolu bir yolculuk, Shasta Dağ’ından Kutsal Vadi’ye..

“Bütünün en yüksek hayrına işim ve aşkım şifacılık, ışığa kanallık, seyyahlık, yazarlık. Blog yazılırımı okuyup, çektiğim fotoğraflara bakarak kendi hayatınız için ilhamlar alıyorsanız, hizmetlerimi bütünün hayrına buluyorsanız ve bu şekilde yaşamaya devam edebilmemi diliyorsanız; yolculuğuma bu gerekçeyle, manevi desteğiniz gibi maddi destekte de bulunmak istiyorsanız, yazının sonunda vereceğim banka hesap bilgisi ile bana ulaşıp bağışta bulunabilirsiniz. Yardımınız bizim için evrenin akan bolluk ve bereket nehridir. Şükürle alır ve bütünün en yüksek hayrına değerlendiririz. Varlığınıza ve ruhunuza Şükran.”

İlahi işaretlerle dolu bir yolculuk, Shasta Dağ’ından Kutsal Vadi’ye


(Bu yazımda okuyacağınız şeyler için kalbim dışında bir kaynak gösteremem. İleteceğim bilgilerin bir kısmı bilinen genel bilgiler olmakla birlikte bir kısmı son bir ay içinde bulunduğum kutsal alanlarda bana iletilen ve de genlerimden doğan bilginin sözlere dökülmesidir. Bu yazıda size ulaşması gereken bir enerji frekansı varsa, yazı dikkatinize gelecektir. Kalbinizle okuyup, almanız gerektiği kadarını almanızı dilerim.)


Hawaii ve Maui adaları, yeryüzü cennetinin bizim gördüğümüz en nadide güzelliğiydi. Bu adalarda size tehdit hissettirebilecek hiçbir yırtıcı hayvan türü, yılan, zehirli örümcek ya da akrep yok. Tropikal bir ormanda evinizin bahçesindeymiş gibi emniyetli yürüyebilirsiniz. Hiçbir tehdidin olmadığı bu vahşi yaşam alanlarındayken kendinizi ya başka bir gezegendeymiş gibi ya da bu gezegenin kadim zamanlarında yaşar gibi hissedebilirsiniz.
Bu adalar, (California)Shasta Dağı’na kadar uzanan Mu kıtasının topraklarıymış. Büyük afet sonunda kıta sular altında kalmış. İlerleyen dönemde kıtanın canlı lav kanalları lav püskürtmüş ve suyla temas eden lav hemen soğuyarak kaya parçalarına dönüşmüş. Suyun altındaki lav patlamalarının oluşturduğu bu kaya kütlesi yükselerek su üstüne çıkmış. Okyanusun dibinde kalan Mu’nun kendine has bitki örtüsü, zaman içinde uyanıp büyümüş ve bu adaları yaşanır hale getirmiş.  Mu ve Lemuria kıtaları dünyanın karanlık çağa girişine dek, üstündeki toplumların barış, huzur, bolluk, bereket içinde ve birlik bilincinde yaşadığı yerlermiş. Batış olmadan önce düşük bilinçli, yüksek teknolojili başka Galaktik ırkların aralarına karışması ile bozulmalar yaşamışlar. Kutsal yaratıcı, dişil enerji, kaba eril enerjinin baskısı altına girmiş. Yüksek bilinç frekansında kalmayı başaran sayılı varlık, büyük afeti, dünyanın yüksek dağlarına uçan arabalarıyla ulaşarak, ya da dünyanın atmosferinde kalarak atlatmışlar. Suların çekilmesinden sonra dünyanın başka bölgelerine göç ederek yeniden yüksek bilinçli toplumlar kurmaya uğraşmışlar. Dünyanın 13 bin yıl sürecek karanlık çağının başında olduğunu bildikleri için kuracakları yüksek bilinçli toplumların karanlık, kaba güçlerin saldırısına uğrayacağını ve tekrar ve tekrar yıkılacağını bilmişler.  Yine de ellerinden geleni yapmış, bu süreçlerde, bilincin anahtarlarını taşıyacak, öğretmenden öğrenciye gelecek nesillere doğru aktaracak, ruhani görevliler yetiştirmişler. Bu ruhani görevliler Tibet’te budist rahipler, Mısır’da İsis Rahibeleri, İrlanda’da duruidler, uzak doğuda çi üstadları, kabile hayatlarında şamanlar, Hawaii adalarında Kahunalar, daha ileri zamanlarda dinlerin saflığını koruma misyonundaki 4 dinin hizmetlileri olarak görünmüşler. Yarattıkları yüksek enerjili ışık tapınaklarında, en ileri öğrencilerine inisiyasyonlar ile bilincin daha yüksek kapılarının anahtarlarını vermişler. (Bu anahtarlar DNA’nın çok yüksek potansiyel taşıyan yapılarıymış.)

Karanlık çağın en karanlık döneminde hakim olan en düşük frekanslı enerjiler, insanlığın dna’sındaki yüksek bilinç kodlarını yavaş yavaş kapatmış. Ruhani görevliler bu durumu atlatabilmek için bir plan uygulamaya sokmuşlar. Bu plan gereği bir kısmı dünya’da kalıp uyku ve unutkanlığa insanlığın geri kalanı gibi düşecek, bir kısmı ise galaksinin yüksek bilinçli alanlarına ve yeryüzünün iç dünya denilen yüksek bir boyutuna göç edip, karanlık çağın ortası geçildikten sonra dünyadaki kardeşlerine uyandırıcı sinyaller ve hatırlatıcı mesajlar gönderecekmiş. Dünyadan ayrılanlar daha sonra, galaksinin başka gezegen ve yıldızlarının temsilcilerinden oluşan galaktik birliğin yardımını alarak, dünyanın uyanışına  çok daha büyük bir güçle yardıma dönmüşler. Bir taraftan dünyada uykuya dalmış olan ruh eşlerini ve kardeşlerini uyandırmışlar bir taraftan da insanlığın Dna’sına, aktarılan sinyalleri daha iyi alabilmeleri için, çok hassas ve yüksek bağlantılı galaktik ırkların dna’sını tohumlamışlar.  Dünya üstünde yeniden uyanışa geçen ruhani görevliler ise dna tohumlaması yapılan insanları bulup onları öğrencileri haline getirmiş ve yüksek bilincin anahtarlarını onlara iletmeye başlamışlar. Öğrenciler gelişip yeni öğretmenler haline gelmiş. Karanlığın türlü oyunlarına rağmen dünyanın dört bir tarafına yayılmayı ve insanlığın kollektif bilincine evrenden gelen yüksek bilgileri ekmeyi başarmışlar.

Hawaii ve adalarının hikayesine geri dönecek olursak, bu kara parçaları Mu kıtasının yüksek bilinç enerjisinin fiziki bir güzelliği olarak yansıma bulmuş. Üzerinde zehirli hiçbir bitki ve hayvan yetişmemiş. Şelaleleri, kumsalları, gölleri, karlı dağ tepeleri, tropikal ormanları ve hatta çölü ile yeryüzünün geçmiş ve gelecek cennet deneyimlerinin sembolü olmuş. Maui adası yüksek aşk bilincinin sembolü olarak dünyanın yeni kalp çakrası haline gelmiş. Bilincin giderek düşmekte olduğu dünyada, Yüksek bilinçli bir toplum bu adalarda yaşam bulmuş. Bir süre için ışıklarını korumayı başardılarsa da karanlık çağın ortasına doğru Tahiti adalarından gelen eril kaba, savaşçı güce yenik düşmüş, asimile edilmiş ve karanlığa erimişler. Bilgiyi saklamak ve aktarmakla görevli olan Hawaii rahip ve rahibeleri – (Kahunalar) ve tüm aileleri Tahitililer tarafından katledilmiş. Kahunalar, takip eden hayatlarında kim olduklarını ve dünya misyonlarını unutmuşlar. Adanın ışık dolu ruhani seremonilerinin yerini yeni ve karanlık bir şamanizm almış; seremonilerde insan kurban edilmiş. Hawaii’nin yanardağı defalarca kez patlayıp üstündeki ağırlığı atmaya çalışmış. Dünyanın her yerini saran yoğun karanlığı artık arındıracak gücü kalmayınca yanardağ uzun süren sessizliğe girmiş. Amerika yerlilerini katledip onların yüksek bilinçli öğretilerini örtbas eden Avrupa’dan gelen karanlık, 1893 senesinde yolunu Hawaii’ye de bulmuş ve adaları eline geçirmiş. Hawaii Amerika’nın eyaleti olmuş.

21 aralık 2012 itibariyle Dünya, Aydınlık çağına giriş yaptı. Son yüz yıl boyunca Dünyamız alaca karanlıktaydı. Ne aydınlık ne de karanlık tam olarak hakim güç değildi. Günümüzde ışığın ilerlediği ve karanlığın gerilediği her geçen gün daha görünür hale geliyor. Yavaş yavaş aydınlığa çıkıyoruz. İnsan Dna’sındaki, ışığın yüksek kodlarını taşıyan galaktik tohumlar patladı. Yıldız tohumu insanlar uyandı ve çevrelerinde uyanışı başlattı, hızlandırdı. 13 bin yıl sürecek yeni bir ışık çağının başındayız.


Kadim zamanlardaki kutsal hayat deneyimlerine özlem duyan insanlar, değişim ve dönüşümün yayılmasında aktif roller aldılar. Ortak yaşam ve paylaşım alanları kurdular. Bunlardan bir tanesi geçen seneki blog yazılarımdan birinde de değindiğim, Peru’nun kutsal vadisindeki bir Türk evi olan, Vamoss. Okumak isteyenler için o blog yazısının linki: http://journeyto-miracle.blogspot.com/2017/07/19-san-pedro-huachuma-buyuk-baba-ve.html )

Hawaii’ye doğru yola çıkmadan belki bir ay evvel, Vamoss’un kurucu babası, henüz yüz yüze tanışmadığım ama uzaktan güzel kalbini bildiğim ve takdir ettiğim bir insan olan Arda bana bir mesaj gönderdi. “Senin ilgini çekeceğini düşündüğüm bir projemiz var; burada bir köy kuruyoruz”, dedi ve “Detayları göndereceğim” diye ekledi. Bu projenin ne olduğunu, neye benzeyeceğini, bilmeden, hiçbir şeyi bilmeden kalbimizde bir coşku, mutluluk ve buluşmak üzere arzu duyduk. Taşınmak üzere Peru-Kutsal Vadi’ye doğru yola çıkacaktık ve Arda gibi güzel bir ruh oradan bize sesleniyordu. Sonraki 1,5 ay hiç bir mesaj yollamadı. Onun çok yoğun bir çalışmayla meşgul olduğunu ve detayları anlatmak için bizimle buluşmayı beklediğini anladık. Yola çıktık.

21 mayıs’ta Maui – kalp çakrası toplu meditasyonumuzdan sonra rotamız, 29 mayıs taç çakra toplu meditasyonunu gerçekleştireceğimiz Shasta Dağı’na doğru oldu.

Shasta Dağı’nın buzları henüz erimemişti. Soğuk, yağmurlu bir günde San Francisco havaalanından kiraladığımız araçla, Shasta’nın küçük kasabasına varıp, kasabanın ortasındaki kamp alanına çadırımızı kurduk. 3 çantayla yolculuk etmek bizi o ana kadar zorladıysa da, orada, taşıdığımız her bir kazak ve kamp malzemesi için birbirimizi kutladık. Yaktığımız küçük bir ateşin üstünde mütevazi yemeğimizi pişirdik. Maya bize yine dünyaya ilk kez geldiğini anlatırcasına, sıfırın altına düşen gece soğuğunda uyku tulumunun dışına çıkıp yarı çıplak uyudu. Pek çok kez uyku tulumuna geri sokmama rağmen her defasında beni uyutup yine dışına çıktı. Yuuka ve ben, dünyada uzun süre geçirmiş varlıklar olarak uyku tulumunun içinde üşüdük. Maya’nın burnu bile akmadı.




Kasabada çok sayıda kristal marketi ve şamanik dükkanlar var. Onlardan birinde uzun seneler aradığım ve beklediğim davul ile kavuştum. Bufalo derisinden yapılmış, eril ve bir o kadar yumuşak enerjisi olan davulu buldum. Yuuka’da davulunu geçen sene Shasta’da bulmuştu. Onunkisi ise ceylan derisinden yapılmış dişil eneri de bir davul. Böylece davullarımız da, ikimizin arasındaki fiziksel ve ruhani uyuma benzer bir uyumu yakaladı. İkisini aynı anda çalmamız alandaki eril ve dişil enerjileri dengeye getiriyor.
Shasta dağının eteğine tırmandığımız ilk gün bizden istenen o ses ile şifa chanting’ini yapıp videoya kaydettik. Bu videoyu facebook’ta ilgili kanallık mesajı ile birlikte paylaşmıştım. O mesajı bir kerede buradan paylaşıyorum:

“Yeni Lemuria'nın Shasta Kapısı'ndan, Ruh seslendi size.
Kapınının 1 adım gerisinde durmuş, toplum tarafından kabul edilen her şeyini, öğrenmiş olduğu tüm kalıp düşünceleri ve inançları arkasında bırakmadan önce son bir korku yaşayan, Siz'e seslendi ruh. Kalbinin çağırdığı yola adımını atmadan evvel son bir korkuya düşen, Siz'e seslendi Ruh. 
Değişimi ölüm gibi hissedenlere de seslendi Ruh.
Dedi ki, doğrudur. Değişim de ölümdür ve aynı zamanda yeniden doğumdur.
Şimdi o kapıdan geçmeye davet ediyoruz sizi... Aşkın bilinmezliğine dalın. Yaradan'a sonsuzcasına teslim olarak kapının ardındaki aşkın sonsuzluğuna dalın...
Biz'e doğru dalın...(Biz: Ruhlar aleminin Işık Üstadları)”

Yüksek çözünürlükte izlemenizi ve dinlemenizi tavsiye ederim.
Shasta dünyanın taç çakrası olarak şifa dolu bir alan. Yalnızca dağ ve etekleri de değil; çevresine yayılmış olan göller, nehirler, şelaleler, lav tünelleri, mağaralar çok yüksek frekanta enerjiler ile titreşiyor. Shasta ve çevresi Amerikan yerli kabileleri için her zaman kutsal bir buluşma noktası olarak görülmüş. Kabileler burada buluşmuş, kendi aralarında evlilikler ve seremoniler gerçekleştirmiş. Shasta’nın altında Telos isminde bir iç dünya şehri olduğu kanallık mesajları aracılığıyla biliniyor. İçinde yürüdüğümüz, meditasyon yaptığımız, aşağıdaki gösterilen lav tünelleri’nde bu iç dünya boyutunun ve varlıklarının yüksek enerjilerini biz de sezdik.







Meditasyona iki gün kala rehber ruhlarımın buldurmasıyla Shasta’da kutsal geometri ve ölçüleriyle yapılmış olan Shasta piramidine getirildim. Bu piramidi yapan Omaran isminde şimdi 70li yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir indigo ruh.  20 sene kadar evvel dünya dışındaki ruhani görevlilerin kendine ulaşıp ondan istemesi üzerine aşağıdaki resimde gördüğünüz piramidi inşaa etmiş. Bu piramit Mısır’daki büyük piramidin küçük bir kopyası olmuş. O zaman bu zamandır, yıldız tohumu insanlar gelip bu piramidin içinde yüksek inisiyasyonlar yaşamışlar.

Gözleri sevgiyle ışıl ışıl parlayan Omaran, ruhani görevini yerine getirmekte olmanın mutluluğuyla gülümsüyordu. Sımsıcak bir kardeş samimiyetiyle sarıldı. “Hoş geldin Strong Wings, Sana bir şey izah etmeme gerek yok, dedi.” “İçeri girdiğinde herşeyi anlayacaksın”…

1 saat meditasyon yapmak üzere, piramidin altındaki bir tünelden geçerek, merkezindeki odaya çıktık. Piramidin tepesinde ufak bir alan camdı ve akşam güneşinin çok ince bir huzmesi içeri sızıyordu. Gözlerim karanlığa alışana kadar yanımda kalmak niyetindeydi. Daha ilk saniyelerde, piramidin merkezinde ayakta dururken yüksek enerji ile titremeye başladım. O da bunu anlayıp son bir yardımla yerdeki 7 renkli çemberin mor merkezine beni oturttu. “1 saat sonra gong sesi duyacaksın. Gong sesinden 5 dakika sonra kapıyı açacağım”, diyerek ayrıldı.

O, kapıyı kapar kapamaz, bedenime yüklenen ışık gücünü sindirmekte zorlanarak kıvrandım. Öylesine büyük bir güç ve bu beden öylesine küçük… Kıvranmam bir dansa dönüştü. Dans ettikçe ışık, merkezime ve Dna’ma oturdu. Baş melek Metatron ve Tanrıça İsis’in ellerindeydim. Defalarca ağzımdan, uzak geçmişteki bir yaşamımın ses tonu ile “Ben yaradanın mükemmelliğiyim”, “Ben tam ve tamamım” “Ben Benim” dedim ve dakikalarca ışık dillerinde chant ettim (ilahiler söyledim). Sanki Dmt5meo’daki gibi ışıktan hızlı boyutlar arası yolculuklarda, buluşmalarda bulundum.

29 mayıs toplu meditasyonu için hazır edilmiştim. Gong sesi geldiğinde, fiziksel realiteye dönmekte güçlük çektim. 5 dakika sonra gücü tüm varlığımda hissederek dışarı çıktım. Akşam güneşine bakarak toprağın üstünde çıplak ayaklarımla durdum. Dünya anneye ve Güneş Baba’ya şükranla ağladım. Bir kere daha neden Dünya’da olduğum hatırlatılmıştı. Şükranla ve coşkuyla kutladım kendimi ve tüm insanlığı. Çok uzun süren bir karanlıktan hep beraber çıkıyorduk. Omaran ile uzun uzun gözlerimiz yaşlı sarılakaldık.
Sonunda toplu meditasyon günü geldi çattı. Yuuka ve Maya kasabanın Kafesinde bırakıp dağın eteklerine doğru sürdüm.

 O sabahın ilk güçlü güçlü işareti 77. dereceden 11:11 'di

Meditasyon sonrası, sezgilerimi fb gurunda paylaşmıştım. O paylaşımımı bir kere de buradan kopyalayarak paylaşıyorum:

“Meditasyon yapacağım yeri ararken Haleakala zirvesinde olduğu gibi, yine üst üste dizilmiş taşları buldum. Bir tanesinin yanına vardığımda 20-30 metre ilerdeki başka dizgilere gözüm ilişti. Böyle, üst üste dengeye getirimiş taş kümelerini takip ede ede meditasyonu yapacağım yere getirildim. Shasta'ya bembeyaz enerji iniyordu. Hava bulutsuz ve parlaktı.
Merkezlenerek hazırlandım, ve bana katılmanızı bekledim. Ve geldiniz. Üstadlar ve galaktik komşular her birimizle ayrı ayrı ilgilendiler. Merkezi yokmuş gibi algılanabilecek bir eterik kürenin içine yerleştirildik. Meditasyonun merkez kanalı değildim. Ben de sizlerle birlikte aynı kürenin içindeydim. Hepimiz eminim birbirinden çok farklı deneyimler yaşadık ve kendimizi çeşitli geçmiş ve ya gelecek yaşam anlarında bulduk. O küre hepimiz için farklı bir alan algısı yarattı. Galaktik komşular-akrabalar-aileler (dünya dışı zeki yaşam formları) gemileriyle birlikte fiziksel olarak da Shasta'nın üstündeydi. Çeşitli enerjetik şifalandırmalardan geçirildikten sonra Türkiye saatiyle gece yarısında kürenin dışına alındık. Hepimize şifa olsun.
Gözlerimi açtığımda gökkuşağı rengindeki enerjilerini bulutların ardında sezdiğim uzay gemilerinin gerçekten orada olduğunu, bu ilginç bulut formlarını gördüğümde anladım.
Bir kaç dakika olmuştu bakmaya başlayalı, o bulutlardan bir tanesi, güneşin etrafında açılan gökküşağı çemberi ile birleşti.
Gönderilen işraetlere şükürler olsun.
Her şey Yaradanın İlahi Planı gereği gibi... Yaradana şükürler olsun. Bütüne hizmette buluşan bütün kardeşlerime şükürler olsun. Yolumuzu aydınlatan üstadlara şükürler olsun.
(Fotoğraf çektiğim makina 5 megapiksel, düşük çözünürlükte idi, dolayısıyla, ancak bu kadar çekebildim)
Ruhunuzun bilgeliği nefesinizin ve hayatınızın merkezi olsun.”










Shasta’ya bir kere daha veda ederek Peru’ya doğru yola çıktık. En ucuz uçaklarla, pek çok aktarma yapıp, havaalanlarında uzun saatler bekleyerek, 3 gün sonunda Peru’ya varıp vakit geçirmeden, Kutsal Vadi’deki Vamoss evine ve Arda’ya gittik.


Maya Peu'ya indiğimiz ilk gün, ilk bebek dişini düşürdü. Gözlerinde çok heyecanlı, mutlu ve hüzünlü bir parıldama vardı. Dişine hoşçakal dediği için hüzünlüydü. Yenisinin ve daha güçlüsünün geleceğini öğrendiği için mutluydu. 

Arda ve vamoss ailesi kocaman yürekleriyle karşıladılar bizi. Bu karşılamanın ardından herkes masa başındaki bilgisayarlarının başına dönerek hummalı çalışmalarına harıl harıl devam ettiler. Arda kutsal vadide ışık dolu bir yaşam-paylaşım-üretim-inziva alanı ve köyü kurmakla ilgili planını bize anlatırken gökyüzünde üst üste iki gökkuşağı belirdi. Heyecanlanarak ayakta izledik. Gözlerimiz Yaradan’a şükranla nemlenip, ışıdı. Sessiz bir gülümseyle seyreyledik.

     Arda ile Vamoss'un bahçesinde konuşurken


Aylardır üzerinde çalıştıkları bu projenin detaylarından bir dahaki yazımda bahsedeceğim. Onların 3 ay süren büyük hazırlık maratonunun sonunda, ekibe biz de dahil olduk. Öyle oldu, ruhlar aleminden gelen mesajı yakalayarak yazıya döktüm; 4 dakikalık tanıtım videosunun metni olmasına karar verildi. Arda okuduğunda, “işte bu, işte bu be Abi, benim de aynen hissettiğim bu”, diyerek onayladı.
Birkaç gün içinde, bu ışık dolu proje pek çok koldan, kanaldan duyurulacak. Ben de duyuruyu yapıp, o güzel video’yu buradan paylaşacağım. Sizleri de şimdiden haklı heyecanımızı ve mutluluğumuzu paylaşmaya davet ediyorum.
İzmirli dostlarım Didem Ayas ve Ayten Aydın’ın (Birartıiki gelişim atölyesi) dedikleri gibi: Sevdikçe paylaşıyor, paylaştıkça çoğalıyoruz.

Aşk daha çok aşka mayalanıyor…

----


Uzaktan görü ruhani rehberlik ve şifa seansını almak isteyenler bilgi için lütfen strongwings121212@gmail.com adresinden iletişime geçin. 
---

Maddi destekte bulunarak bizi desteklemek isteyenler için hesap bilgilerim:

Gökhan Atış,
İşbankası Dalyan Şubesi
Iban: TR91 0006 4000 0013 6320 1853 69


Namaste




Thursday, 24 May 2018

42. Giriş-gelişme-sonuç -21 Mayıs-29 Mayıs meditasyonları.. Yaklaşan Shasta meditasyonu üzerine- kalbin ve egonun sesi


“Bütünün en yüksek hayrına işim ve aşkım şifacılık, ışığa kanallık, seyyahlık, yazarlık. Blog yazılırımı okuyup, çektiğim fotoğraflara bakarak kendi hayatınız için ilhamlar alıyorsanız, hizmetlerimi bütünün hayrına buluyorsanız ve bu şekilde yaşamaya devam edebilmemi diliyorsanız; yolculuğuma bu gerekçeyle, manevi desteğiniz gibi maddi destekte de bulunmak istiyorsanız, yazının sonunda vereceğim banka hesap bilgisi ile bana ulaşıp bağışta bulunabilirsiniz. Yardımınız bizim için evrenin akan bolluk ve bereket nehridir. Şükürle alır ve bütünün en yüksek hayrına değerlendiririz. Varlığınıza ve ruhunuza Şükran.”


 42. Giriş-gelişme-sonuç -21 Mayıs-29 Mayıs meditasyonları.. Yaklaşan Shasta meditasyonu üzerine- kalbin ve egonun sesi



Vaaav. Ne zamanlardan geçiyoruz. Ne yüksek enerji frekanslarıyla sörf yapıyoruz. Düşüp dalganın altında da kalıyoruz; sonra bi anlık bir farkındalıkla yine sörf tahtasının üstüne çıkıp dalganın üstünde nefes alıyoruz. Dalga giderek yükseliyor. Bu defa da daha önce hiç bukadar yükselmediğimiz için korkuya kapılıyoruz. Yaşam gerçekten bu kadar güzel olabilir mi? Dünya gerçekten cennet mi? Ruhuma dokunmayan işi, ilişkiyi, maddeleri, durumları, olayları, imkansızlıklara inandığım senelerin sonunda nasıl bir çırpıda bırakabiliyorum? Aklımı mı yitiriyorum?

Burada altı çizilmesi gereken ince bir husus var. Ruhun arzusunu takip ederek sana ve bütüne hizmet etmeyen enerjilerden uzaklaşmak ile egonun sesini dinleyerek sorumluluklardan ve geliştirici sınavlardan kaçmak arasında büyük bir fark var.

Bazen önünüzdeki dağ gibi koca bir sınavı görürsünüz. Egonuz derki etrafından dolan. Kalbiniz der ki ödülün o tepenin zirvesinde; devam et, yürü. Ve siz o zor görünen yolu seçer gerektiği gibi ve gerektiği kadar fiziksel, akılsal, ruhsal emek verirseniz; zorluk ile gelen tüm içsel gelişimleri alırsınız. Ruhen tatmin olursunuz.

İçsel gelişimin yalnızca zorluklar ile geleceği yanılgısına da düşmeyelim. Bazen de önünüzde kocaman bir dağ varken kalbinizden gelen ses der ki, "Gel sen şu ağacın gölgesinde biraz dinlen". Egonuz da bas bas bağırır; çıkıcam, başarıcam, alıcam vs.  O vakitte ise ağacın gölgesinde dinlenmeyi seçmek içsel gelişiminizin yoludur.

Kalp aracılığıyla konuşan ÖZ’ü duymak, ya da duymamak, işte bütün mesele bu!

Egonun ve ruhun sesinin nasıl ayrımına varabilir insan? Bu istek, bu arzu ruhumdan  mı geliyor? Bu ses benim en yüksek kader planımın frekansını mı taşıyor? Yoksa egomun sesi ve daha düşük frekanslı kader yolumun mu işaretçisi?

İnsan kendinde değilken, kendini bilmezken aldığı bütün kararlar egosuna hizmet eder. (Gerçi insanın egosunun sesini takip etmesi daha uzun vadede yine ruhun çıkarınadır. Çünkü egonun sesini takip ederken alacağımız tüm kararlar, yapacağımız tüm eylemler bizi hakikatten uzaklaştırır. Bu uzaklaşma nedeniyle hakikate özlem duyar ve sonra hakikati aramaya başlarız.)

…ve biz bu yolu zaten çok uzun süre yürüdük. Bu yazıyı yazan ben ve okuyan siz, tam vakti geldiği için, bu konuyla ilgili resme, şimdi daha büyük bir açıdan birlikte bakabiliyoruz. Üzerine konuşabiliyor, düşünebiliyoruz. Üzerine sezgilerimizi dinleyebiliyoruz. Bu satırlar zaten vardığımız bir içsel gelişim noktasının olumlamasıdır.

İnsan nasıl kendinde olur? Nasıl kendini bilir? 

Bunun için önce kendinde olmadığının farkındalığına varmalıdır. 

"Ahhh, anladım... Şu anda kendimde değilim; kendimi bilmiyorum; düşüncelerimin ve duygularımın içinde kaybolmuşum..."

Derin, yumuşak bir nefes ve nefes ile gelen Ruh Gücü, bize bir seçim anı sunar.
Kendimiz olma, kendimizi bilme ve bu bilişin getirdiği yüksek frekanslı kader yolunun seçimi.

Şimdi, kalbimle bilmeye, kalbimle seçmeye niyet ediyorum. Şimdi, kalbimle biliyor, kalbimle seçiyorum.
Şimdi benim ve bütünün en yüksek hayrına olan, en yüksek frekanslı kader yolunu yürüyorum.
Ahhhhhhhhhh, çok şükür. Çok şükür.
---

Japonya’nın ya da Türkiye’nin alışageldiğimiz, bilegeldiğimiz, korunaklı alanında kalmayı seçebilirdik. Kalbimize doğan ses dedi ki taşınmak üzere Peru’ya doğru yola çıkın.

Madem taşınıyoruz o zaman her zamanki 2 yolculuk çantamıza bir tane daha ilave edelim; 3 çantayla yola çıkalım dedik. Zaten tüm sahip olduğumuz eşya o kadar.

Taşınıyorsak, Japonya’dan direkt Peru’ya uçalım dedik. Öylesi kolay olurdu ve öylesi normal gözüküyordu.

Yok dedi, Ruh; siz önce Hawaii’ye sonra Shasta Dağına gidin. Ruh konuşunca kalbimizde kuşlar şakıyor sanki. Yol ne kadar zor gözükse de kuşların neşesiyle uçuyoruz.

Herşeyi ayarladık; Ruh bizi infilak etmek üzere olan yanardağın eteğinde, akmakta olan lav nehrininin dibine getirdi.

Yolumuzun zorluklarıyla içsel bir neşe ile ve kalpten gelen bir biliş ile yüzleştik.
Ruh istedi ve ruh organize etti 21 mayıs ve 29 Mayıs meditasyonlarını.

21 Mayıs Meditasyonu Maui adasında Haleakala Yanardağ Kraterinde yapılacaktı. Burası aynı zamanda dünyanın kalp çakrası.

Aşağıya facebook’ta paylaştığım 21 mayıs deneyimimi tırnak içinde yapıştıracağım. Bu yazıyı daha önce okuduysanız ve yeniden okumak istemiyorsanız sayfanın biraz daha altına doğru inerek Shasta dağı meditasyonu ile ilgili yeni kanallık mesajıma ve resimlere ulaşabilirsiniz.


21 Mayıs 2018,

“Haleakala Krater’ine doğru akşam saat 5 gibi yola çıktım. Hava yağmur bulutlarıyla kapalıydı. Egomun iç sesi acaba oraya çıkabilecek miyim, çıksam bile meditasyon için uygun yeri gece gece bulabilecek miyim, ya çok insan varsa gibi cızırtı yapıyordu.
Rehber ruhlarımdan ve koruyucu meleklerimden, bütünün hayrına olan yolda olduğumu gösteren işaretler gelmeye başladı.
Önce bir gök kuşağı gördüm. Yarım saat sonra gök kuşağının indiği noktada durdum. Tam üstünde gitmekte olduğum dağ yoluna düşüyordu, başka da araba yoktu. Öyle durdum yolun ortasında. Gökkuşağının bütün renkleri kalbime aktı. Dağ hoşgeldin dedi, toplantımızı bekleyen Lemuria’lı ruhlar ve Galaktik Varlıklar, hoşgeldin dedi. Kalbim ve gözlerim dolu dolu girdim Haleakala sınırına.
Sonra gözgözü görmez bir sisin içinde 1 saat daha yukarı doğru yılan gibi kıvrımlı yollarda ilerledim.
Zirve 3055 metre. Deniz seviyesinden o yüksekliğe 2 saat içinde çıkmıştım. Ciğerlerim daraldı. Yavaş, sakin, derin nefesler gerekliydi.
Akşam 7 olmuştu. Gün batımını görmek için gelmiş hayalkırıklığı içinde turist gurupları vardı. Sis nedeniyle hiçbirşey gözükmüyordu. Hava eksi 5 civarında hissediliyordu ve çok kuvvetli bir rüzgar esiyordu.
Üstüste denge halinde dizilmiş taşlar gördüm bir noktada. Yarısı yıkılmıştı. Bir kaç taş da ben koyarak tamamladım. Yanında oturdum. Beklediğim hiç bir şey yoktu. Yalnızca orada olmanın huzurunu duyuyordum. Bir süre sonra günbatımının fotoğrafını çekme ümidini yetiren kalabalık öfleye puflaya arkasını dönüp sisin içinde kayboldular.
Onlar gideli daha 1 dakika olmamıştı ki, gözüm saate ilişti: 19:19
Rüzgar birden yön değiştirip gün batımını örten bulutları bir nebze açtı. Dönüp sesleneyim istedim insanlara ama baktım çok uzaklar ve bu 19:19 vakti kutsal dağda gün batımını görmek bu gece yalnızca bana ve size kısmet edilmiş; onu anladım. Atatürk geldi aklıma, Türkiye geldi.. şükranla izledim bir kaç 10 saniye kadar ve ekteki fotoğrafı çektim.
Sonra sis yine kapadı her yönü. Dağın başında bir başıma kaldım. Dağın ruhu ve Gaia’dan kutsal kalbine bağlanmak ve şifasını aktarmak üzere izin istedim. Yemyeşil devasa bir Tanrıça kraterin ortasından,Dünyanın kalp çakrasından yükseldi. Kutsadı.
Yolculuğumun ilk etabı sona ermişti. Araca bindim, kaloriferi çalıştırıp kıyafetleri kuruladım. Vegan bir sandviçi kambuçya çayı eşliğinde yedim. Zaman zaman bulutlar açılıp yıldızları görünür kıldı. Yıldızlar uzansanız değecekmiş gibi yakın ve parlak.
Sonra uyu dediler. 1 saat kadar uyudum. Ne rüyalar, ne rüyalar...
Saat 22:44’te uyandım.
Dua ettim, meditasyon vaktinden çok önce bağlanmaya başlayanlar oldu. Onları karşıladım. Göbeklitepe’de ruhani görevde olan kardeşim Ilker Durmaz gurubu katıldı. Sonra sanki yağmur damlaları gibi birer birer katılan her kes gönlüme geldi. Tam trans haline girdim. O haldeyken yaşadıklarımı, gördüklerimi cümlelerle tam olarak ifade etmek imkansız.
Öyle güçlü enerjiler iletildi ki ve aynı anda sizin bıraktığınız enerjiler de kanala aktı. Hiç birşey harcanmadı, herşey son damlasına kadar dönüştürüldü. Ne ağır enerjiler ve ne yüksek enerjiler aynı anda duyuldu.
Bilincimin dünyaya kalan küçük bir zerreciği dedi ki... öleceksin...
Diğer tarafı da dediki AHHHHH YAAAAAAH OMMMMMMM.. ve öylesine güldü. Evren güldü.
Enerji hepimizi iyi salladı. Sezen var sezmeyen var.. hepinize ortak tavsiyem kendinize iyi davranın.. ağır işler yapmayın, dinlenin, bol su için.
Sonra bir an geldi dünyaya ve size ve bana bir uzay aracının içinden bakar oldum.
Türkiye ve Maui arasında, bir gökkuşağı köprüsü oluştu. Aşkınız ve şükran duygunuz geldi, aktı içimize, dünyanın kalbine. İşte bu mandalayı tamamladı, mükemmele ulaştırdı. Bu aktarımınızla, size verilen Yeni Dünya bilinç kodlarını harekete geçirdiniz, aktive ettiniz.
Meditasyon bitttiğinde ölmediğimi anladım.
Kambuçyamdan yudumlaya yudumlaya
Kampımıza geri döndüm. Kontağı kapatmadan önce saate baktım. 01:11
Şükürler olsun bütün işaretlere.
Sırada 29 Mayıs Shasta meditasyonu var. O bu meditasyonun devamı...
Bu gün bu gurubu tutma sorumluluğuna sessizce katılan İlker Durmaz ve diğer ışık işçisi dostlarıma ayrıca şükranlarımı iletirim.
Bütünün en yüksek hayrına buluştuk
Şükürler olsun”









(O gece meditasyondan önce Haleakala’dan aktarılan özel bir enerjiyi sese dönüştürerek kaydettim. Bu chanting’i dinlemek bazılarınız için gerekli olan, 29 Mayıs meditasyonuna hazırlayıcı frekansları taşıyor. Kalbinizden dinlemek geçiyorsa, lütfen kulaklıkla, meditatif olarak dinleyin)




  29 Mayıs Shasta meditasyonu:

21 mayıs meditasyonuna Göbekli Tepe’den bağlanılmış olması ruhlar aleminin bu büyük orkestrayı böyle yönetmesinin bir sonucuydu ve Göbekli Tepe’de kadim zamanlarda bütünün hayrına yapılmış seremonilerin enerjilerini uyandırmış ve meditasyona bağlananların kalbine getirmişti. Işık işçisi ve Agartha bilincinin bir elçisi olan kardeşim İlker Durmaz ve beraberindeki guruba tekrar gönül dolusu şükran...

Bu gün öğrendim ki, 29 mayıs meditasyonuna da Mısır-Kahire’den bağlanacak bir ışık işçisi gurup var.

Bu ne kadar anlamlı. Ruhlar, reankarnasyon öncesi birbirlerine verdikleri sözleri, şimdi onurlandırıyorlar. Hep beraber bütünün şifalanması, bütünün dönüşmesi, ve cennetin yeryüzüne demirlenmesi için çalışıyoruz.

Kahire dünyanın önemli vortekslerinden biri. Shasta Dünyanın taç çakrası. Türkiye Samsun’dan doğan güneşin evi.

O güneş yalnızca Türkler için değil, tüm Dünya ve tüm varlıklar için doğdu. 

Atatürk ve Pleiades’liler, ve Galaktik federasyon ve Yükselmiş Üstadlar, Melekler ve Baş Melekler, Shasta’yı-Kahire’yi ve Türkiye’deki sizleri bu meditasyon ile bir arada tutacak ve bu meditasyon aracılığıyla bütünün hayrına doğan ve uyanan enerjileri, bu vorteksler aracılığıyla dünyanın her yerine yayacaklar.

Dünya’yı ben mi kurtarıcam demeyin. Bu bir süper kahramanlık oyunu zaten değil. 

Sizin şifalanmanız bütünün şifalanmasıdır. Biz, hepimiz biriz.

Birin acısı hepimizin acısıdır. Birin mutluluğu hepimizin mutluluğu, birin şifası hepimizin şifası, birin aydınlanması hepimizin aydınlanmasıdır.

Bütüne hizmet eden sayısız ruhani organizasyon her an, dünyanın her bölgesinde ışık üstadları tarafından yönetilmekte. Bu meditasyon gurubumuz onlardan yalnız biri. Büyük bir Aşk takımının içinde rolümüzü oynuyoruz bütünün hayrına.

Mısır, kadim mistik bilgilerin fiziksel ve eterik evi. Shasta ve taç çakranız ise bu bilgilere ulaşmak ve onları kullanmak için kendimize izin verme mekanizması. 

Taç çakranızın açılması, evrensel bilgiyi aşkla topraklamak için kendinize izin vermenizdir.

29 Mayıs Türkiye saatiyle 23:30’da meditasyon için hazırlanmaya başlayın. Bu meditasyonu bulunduğunuz her yerden yapabilirsiniz. Şayet evdeyseniz, imkanınız varsa bir ılık duş alıp temiz beyaz kıyafetler giyin. 23:44’de bütünün en yüksek hayrına “Gökhan Atış Strong Wings kanallığıyla yapılacak olan Shasta-Kahire-Türkiye Taç Çakrası meditasyonuna katılmaya niyet ediyorum”, deyin.

Mor alevlerin taç çakranızdan ayaklarınızın altına dek varlığınızın tüm zerrelerini yaktığını, bütün karanlıklarınızı ışığa dönüştürdüğünü imgeleyin-görün-yaşayın-sezin-duyumsayın. 

Taç çakranız ve kalp çakranızın (Başınızın üstü ve göğüs kafesininizin ortası) arasındaki enerji akışını yaşayın-sezin-bilin-anlayın-dinleyin. Ruhunuzun bilgeliği yeni realiteniz olmak üzere kalbinize akıyor… Şükranla alın.

Mor alevin varlığınızdan akarak dünyanın merkezine indiğini, bütün dünyayı ve bütün varlıkları sarıp sarmaladığını görün-duyun-yaşayın.

Bu enerjiye eklemeniz gereken bir değeriniz varsa ruhunuzdan akan; sarı, mavi, kırmızı, yeşil, vs., bırakın aksın, karışsın mor aleve.

Aşkınız ve şükran duygunuz aksın karışsın mor aleve.

Akın karışın mor aleve.. Mor alevin ta kendisi olun. Uçun dünyanın her yerine, dokunun bütün varlıklara. Siz sınırları olmayan, Yaradanın sonuz gücü, ışığı, şifası, aşkısınız. Öyle bilin! Öyle OLUN!!!

Aşk yayılıyor her zerreciğe, hem mikro kosmos'a hem makro kozmos'a. Siz aşkın patlaması olun.

Hem Kahire’de olacak olan kardeşilerime, hem Türkiye’den katılacak kardeşlerime, hem dünyanın başka yerlerinden katılacağını bildiğim kardeşlerime ve yollarımızı gözleyen, elimizden tutan, yolumuzu aydınlatan ışık varlığı kardeşlerimize ve Dünya Annemiz Gaia’ya sonsuz şükran. Birbirimize verdiğimiz ilahi sözü onurlandırıyor olmanın haklı gururunu ve coşkusunu şimdi yaşıyor ve hepinizle paylaşıyorum. Sanki lav gibi… Altın sarısı, derin kırmızı ve mavi …

 ---

Maui’deki son günümüzde Yuuka ve Maya ile birlikte Halakala dağına bir kere daha tırmandım. Bu defa bambaşkaydı. Sis yoktu. Hava çok güzeldi. Dünyanın kalp çakrasını ve oradaki gün batımını tüm güzelliğiyle içtim ve fotoğraflarını çektim. Sizin de gözlerinizden kalbinize aksın.

Halakala Krateri

















----

Şu anda Shasta kasabasında ufak, sevimli bir kafede bu blog yazısını yazma şansını buldum. Kenevir sütüyle kahve yapıyorlar. (Saykodelik etkisi yok). Çok lezzetli ve bedene faydaları da çok.
Bir gün Türkiye’de de kenevirin sütü, yağı, lifi, dumanı, her şeyi bütünün en yüksek hayrına kullanılır olacak.
Shasta’dan sevgi ve selamlar.





Meditasyon yaklaşırken kısmetse etkinlik sayfasından son bir kez seslenip meditasyonu hatırlatacağım.

Son olarak sık sorulan bir soruyu yanıtlamak istiyorum.

"21 mayıs meditasyonuna katılamadım. 29 mayıs meditasyonuna katılabilir miyim?"

“21 mayıs meditasyonunu kaçırmış değilsiniz. An bu an. An hep bu an. Bütün gelecek ve geçmiş anlar pamuk ipliğinden ince ipliklerle birbirine bağlı. Şimdi dilediğiniz her ana ve o anda saklı olan deneyime ulaşabilirsiniz. Bundan 3000 yıl sonra yapacağımız bir meditasyona bile bağlanabilirsiniz... ya da Lemuria’da yaptığımız uzak geçmişin bir meditasyonuna bağlanabilirsiniz. Niyetiniz ve inancınız yeter.

Yani cevabım, yapmadıysanız, önce 21 mayıs meditasyonunu yapın!

---
Uzaktan görü ruhani rehberlik ve şifa seansını almak isteyenler bilgi için lütfen strongwings121212@gmail.com adresinden iletişime geçin. Seanslara yeniden Haziran ortasında başlayacağım. Liste şimdiden dolu. Yani isminizi şimdi yazdırırsanız, seans vaktiniz Haziran sonu ve ya Temmuz başında gelebilir.
---

Maddi destekte bulunarak bizi desteklemek isteyenler için hesap bilgilerim:

Gökhan Atış,
İşbankası Dalyan Şubesi
Iban: TR91 0006 4000 0013 6320 1853 69



---
  21 Mayıs-29 Mayıs meditasyonlarını ilk kez bu yazı vesilesiyle duyduysanız, facebook etkinlik sayfasını ziyaret ederek biraz daha bilgi bulabilirsiniz.

Aşkla