Tuesday, 23 December 2025

91. Duvavarları Aşmak - Sokakta kitapları nasıl dağıttık

 

Elimde yazdığım kitabın birkaç kopyası, soğuk bir Kadıköy günü, sokakta yürüyor ve kitabı hediye edebileceğim doğru insanı arıyorum. On beş sene önce, ilk kitabımı da Taksim’de dağıttığım gibi…

Bende tabii on beş senede çok değişim var. Daha bir rahat uzatıyorum kitabı… Kabul edip etmeyeceklerini umursamadan… Daha farkında…
Neden böyle bir şey yaptığımın da farkındayım, tarihin bazı değişikliklerle tekerrür ettiğinin de…

Ama sanki bu defa… İnsanlarda… Çoğunluğu havadan da soğuk.

Elimde kitabı kaldırıp birine yaklaştığımda, onun soğuk ve yüksek duvarlarına tosluyorum. Tek ses etmeden, tepeden tırnağa süzüp, ağzımdan çıkacak kelimeleri bile beklemeden:
“Hayır, istemiyorum.” deyip, elinin tersiyle bir hareket yapıyor, adımlarını hızlandırıyor ya da aniden yön değiştiriyorlar.

Kitabı göstermeden yaklaştığımda çoğu, “hırlı mı, hırsız mı, bela mı, dilenci mi, evsiz mi?” diye korkup bakışlarını yere kilitliyor, koşar gibi yanımdan geçiyorlar.

Elimdekinin nasıl bir hediye olduğunun farkındayım.

Hizmet aşkı ve ilham olma niyetiyle, kendini aramış ve bulmuş bir adamın hayatını kaleme almışım. Kendi hayatımı…  Hayatın amacından tut, acının gerçek sebeplerine, okyanuslardan çöllere, ruh eşinden öz benliğe yollara düşerek cevaplar aramışım ve sonunda 85 bin kelimelik, iki cilt kitap olmuş… Özünde ve satırlarında hepimizin ayrılmamacasına bir ve bütün olduğu evrensel sonucuna varmışım.


Kimilerinin ardından baka kaldım…
Ne yalan söyleyeyim, içimdeki bir yer bazen üşüdü… Ağlama isteği geldi.

“Keşke alaydın kardeşim.” dedim.

Ama niyetimin sönmez bir ateşi vardı kalbimde. O canlandı ve üzüntü üşüntüsünü alıp götürdü. Bir sonraki kişiye daha da büyük bir istekle yöneldim.

Kimi de sanki o sokak ortasında buluşmaya sözleştiğimizin farkındaymış gibi, açık gözlerle üzerime doğru yürüdü.
Göz göze geldik, kitabı uzattım.

“Armağan kitap! Yazarı şurada, bir apartman girişinde, taze taze imzaladı. Faydalı bir kitap. Okur musun?” dedim.

Kimisi içten bir teşekkürle kitabı alıp uzaklaştı.

Kimisi daha çok şey bilmek istedi.
“Neden hediyeymiş?” diye sordu.

“Yazarın dostları güzel insanlarmış. Bu kitap yayımlanabilsin diye para toplamışlar. Gençlere hediye edilmesi için fazladan kitap satın almışlar. Yazar da yayınevinin kendisine verdiği ‘yazar hakkı’ denilen yüz adet kitabı içine katmış. Biz şimdi sokakta o hediye edilmiş kitapları okuyucularına ulaştırıyoruz.”

Böyle sevgi yüklü bir hediyeyi almanın mutluluğu içinde kitapları ellerinde, gülümseyerek yürüdüler.

Bazısı “Yazarla da tanışsaydık keşke.” dedi.

O zaman elimi uzattıp “Memnun oldum efendim. O benim.” dedim.

Sarıldılar. Bazısı gözümün içine, yaşaran gözleriyle bakark “Kutluyorum.” dedi.

“Ben de kutluyorum.” dedim…


“Duvarların ve soğuk kışın ötesinde, bir cennet bahçesinde kavuştuğumuz ve kucaklaştığımız için… Bu evrensel hediyeyi size verebildiğim için… Bunun gerçekleşmesini sağlayan herkes için kutluyorum hepimizi…”

Elindeki kitabı inceleyen bir beyefendi, giriş sayfasındaki yazıyı okuduktan sonra sordu.
“‘Mabetten sevgiler’ yazıyor burada… Ne mabedi?”

O zaman açıkladım neden öyle yazdığımı…

314 kitap, kapısı hep açık olan bir iş hanının girişine balyalar halinde bırakılmıştı.  Hindistan’dan gelmiştim, onları orada bulmaya…
Başta soğuktu ve sıradan bir iş hanıydı.
Sonra kitapları dağıtmaya desteğe gelen dostlar birer ikişer kapıdan içeri girdi.

Onlar kendi aralarında söyleşip tanışırlarken, ben hanın merdivenlerine oturup kitapları imzalamaya başladım. Bir ara kafamı kaldırıp baktım; kitaplara, dostlara, ellerime… Tüm bu olanların sevgi olduğunu, sevgiden olduğunu, sevgiyle sarınmış olduğumuzu hissettim. Bir ağabeyim "Mabet burası!" dedi. Ve iş hanı bir mabede dönüştü gözümde. 

"Başka bir kitaba değil, yalnızca bu elinizde tuttuğunuz kitaba o notu düştüm. Çünkü farkındlık bu kitabı tutarken doğmuştu.
'Mabetten sevgiler…' "

“Hayatımda ilk kez bir mabette imzalanmış gerçek bir kitabı, hem de yazarından alıyorum. Kutsanmış hissettim.” dedi.

“Kutsayan Yaradan kardeşim.”

 

İlk gün bitiremedik dağıtımı. Ertesi gün dostlarla bir daha buluştuk. Birlikte kahvaltı edip, bir şeyler içerken sohbet ettik ve bu fotoğrafı çektik.



Kader bizi ilk ciltte önemli yere sahip olan gemileri ve denizleri hatırlatan bu kafeye getirmişti. Girerken değil, oturduktan sonra fark etmiştik…
Gemi dümeni, pusulalar, haritalar… Mekânın sahibi eski bir kaptanmış.

O gün kitapları sahiplerine ulaştırmaya devam ettik.

Desteğime gelen dostlar, soğuk duvarlarla kendileri de yüzleşti. Sevgiyle içinden geçtiler.

Belli ki bu hepimizin sınavıydı… Bu hepimizin sınavı…

Karşımızda soğuk bir korku duvarı var ve biz yalnızca sevgiyle onun ötesine geçebiliriz… Ya da o acıtıcı duvarlardan yalnızca sevgiyle korunabiliriz.

Kalan son elli hediyelik kitabı da kitap fuarında sahiplerine ulaştırdım.

 

Tüyap Kitap Fuarında...

Dördüncü sınıf öğrencisi, kaptan adayı bir genç yanıma oturdu. Kendi şiir kitabını imzalıyordu. Tanıştık ve kitaplarımızı birbirimize tanıttık.
Mucizeye Yolculuk’u denizcilik fakültesindeki kardeşlerine götürdü. Efendi Kaptanlar’a selam olsun…

On yaşlarında bir çocuk gelip iki kitap aldı ve “Annem ve babam okusun istiyorum.” dedi.

Bir amca aldı kitabı ve “Kitap kulübüme götürüyorum. Bunu orada dostlarla okuyacağız.” dedi.

Bir genç aldı ve üniversitesinin kütüphanesine götüreceğini söyledi.

Dostlar geldi kucaklaşmaya ve kitaplarını imzalamaya ve daha fzla kitap armağan etmeye...


On günlük Türkiye yolculuğum mucizelerle doluydu.
Mucizeye Yolculuk kitabını duyurdum, teker teker insanlara tanıttım; gözlerine bakarak, ruhumun bana biçtiği görevi yapmanın mutluluğuyla Türkiye’den ayrıldım.

Hindistan’a, Goa’ya geri döndüm. Ruh aileme… Kızım Maya’ma ve eşim Yuuka’ya…

Dünden beri sizlerden birçok mesaj geldi kutularıma…

Bazıları:

“Ben kitabı okudum… Kendi hayatıma dair çok şey fark ettim, şifalı geldi, çok faydalı oldu.”


“Belediye otobüsünde kitabını birinin elinde gördüm, okuyordu!”


“Aklımı başımdan alan bir tesadüf yaşıyorum şu an… Tabii tesadüf değildir de… Koca şehrin bir köşesinde tanıştığım bu kişi, Mucizeye Yolculuk'u yeni okuduğunu söyledi ve biz hâlâ konuşurken, o hâlâ karşımda otururken, sen bana mesaj gönderdin Gökhan…”

Başka biri:
“Almanya’dan kitabı nasıl alabilirim?” 

 

Taksim’de Türk-Alman Kitabevi Kafe, kitabın fiziksel olarak satışını yapmayı kabul etti. Raflarına getirecekler…


Bir başka dost:

Kitabını Nepal Yolculuğumda okudum ve onu Türk Gezginlerin bulup okuyabileceği bir kafenin rafına bırakıyorum...


Dostlar, 1000 adet kitap yayımlanmıştı. Toplu fonlamadan hediye edilen tüm kitaplar sahiplerine ulaştırıldı. Galiba şu an dört yüz adet kaldı.

İlk basım tükendiğinde ikinci cilt yayımlanacak.(Yayın evimle sözleşmem böyle)


 “Biz nasıl katkıda bulunabiliriz" diye soran olursa:

  1. Onu henüz okumadıysanız, bir şans verebilirsiniz(?) Başkalarının da okumasını istiyorsanız ve imkânınız varsa, başkalarına hediye edebilirsiniz.
  2. Homeopati Doktoru bir dostum, kitabı muayenehanelerinde satışa sunmayı akıl etti. Belki mekanınızda insanların ona ulaşımını kolaylaştırabilirsiniz(?) Ya da sosyal medya hesaplarınızda ondan söz açabilirsiniz(?)
  3. “1000K” ismindeki kitap-okuyucu ve yazarları buluşturan sosyal medya platformunda bir hesap açıp profil yaratabilirsiniz(?) Oradan Mucizeye Yolculuk 1’i bulup kitabı puanlayabilir, inceleme ya da yorum yazabilir, alıntılar paylaşabilirsiniz(?)                                       1000k MUCİZEYEYOLCULUK
  4. Kitabın web sayfasını duyurabilirsiniz (?)  mucizeyeyolculuk.com

Birlikte başarıyoruz canlar!
Dünyada tüm duvarlar çatlarken, sevginin ışığı ve sıcaklığı bizleri birleştiriyor; güçleniyoruz. Ve ben yaşadığım sürece buna hizmet etmeye devam edeceğim.

Aşk ile…


  




                                                   Mabet... 13.12.2025

 

 

 

 

 

    

 

 

  

No comments:

Post a Comment

Note: only a member of this blog may post a comment.